Çocuğum Neden Kaybetmeye Dayanamıyor? Aşırı Koruma ve Özgüven İlişkisi
- gelişim akademi psikoloji merkezi
- 2 Oca
- 2 dakikada okunur
Birçok anne baba çocuklarını anlatırken benzer bir cümle kurar: “Onu el bebek gül bebek büyüttük.”
Bu ifade sevgi dolu, fedakâr ve koruyucu bir ebeveynliği çağrıştırır. Çocuğun ihtiyaçlarının görülmesi, incinmemesi için çaba gösterilmesi elbette çok kıymetlidir. Ancak bazen tam da bu iyi niyetli tutum, çocuğun gelişiminde fark edilmesi zor ama önemli bazı boşluklar bırakabilir. Özellikle son yıllarda ilkokul ve ortaokul çağındaki çocuklarda sıkça karşılaşılan bazı davranışlar, bu noktada ebeveynleri düşündürmeye başlamıştır.
Kaybetmeye tahammül edemeyen, sosyal ortamlardan kaçınan, çok duygusal görünen, kolay ağlayan ya da tam tersine oyunlarda sertleşen çocukların sayısı artmaktadır. Bu çocukların bir kısmı okulda ya da evde “özgüveni düşük” olarak tanımlanırken, bir kısmı da dijital oyunlara ve tabletlere aşırı yönelmektedir. Peki bu çocuklar gerçekten zayıf mıdır? Yoksa görünmeyen başka bir süreç mi yaşanmaktadır?
Bir çocuğun ihtiyaçlarının fark edilmesi ve karşılanması, sağlıklı gelişimin temel taşlarından biridir. Ancak her ihtiyacın hemen ve hiç bekletilmeden karşılanması, çocuğun bazı duygusal kaslarını yeterince çalıştıramamasına neden olabilir. Hayal kırıklığına dayanmak, beklemek, kaybetmek, zorlanmak ve ardından toparlanmak öğrenilen becerilerdir. Bu beceriler nasihatle değil, deneyimle gelişir. Bir çocuk hiç beklemezse sabrı tanıyamaz; hiç düşmezse kalkmayı öğrenemez; hiç kaybetmezse kaybetmenin dünyayı yıkmadığını hissedemez.
Bazı çocuklar için kaybetmek yalnızca bir oyun sonucu değildir. Kaybetmek, bilinçdışı düzeyde “değerimi kaybettim”, “artık seçilmiyorum” ya da “yetersizim” duygularına dönüşebilir. Özellikle küçük yaşlardan itibaren yoğun ilgi odağında büyüyen, aile içinde merkezde tutulan çocuklarda bu duygu daha güçlü hissedilir. Çünkü çocuk, farkında olmadan değerini kazanmak, seçilmek ve istenmek üzerinden tanımlar. Bu durumda bir oyunda yenilmek, bir arkadaş tarafından tercih edilmemek ya da bir rekabeti kaybetmek, çocuğun benlik algısını sarsabilir.
Bu içsel sarsıntı bazen oyunlara da yansır. Ebeveynler çocuklarının oyunlarında sert senaryolar kurmasından ya da saldırgan temalar işlemesinden endişe edebilir. Oysa birçok durumda bu oyunlar, çocuğun gerçek hayatta yapamadığı şeylerin bir provası gibidir. Gerçek hayatta kendini savunmakta zorlanan, hayır diyemeyen ya da kaybettiğinde içine kapanan bir çocuk, oyun dünyasında güç kurmaya çalışır. Ülke kurar, saldırır, kaybettiğini geri almaya çalışır. Bu oyunlar çoğu zaman şiddetten çok, kontrol ve güç arayışını anlatır.
Dijital oyunlar ve tabletler de bu noktada önemli bir rol oynar. Bu dijital dünyalar çocuklara kontrol duygusu, hızlı başarı hissi ve çoğu zaman kaybetmeden kazanma imkânı sunar. Gerçek hayatta zorlanan bir çocuk için bu dünya oldukça cazip hale gelir. Ancak uzun vadede çocuk, gerçek ilişkilerden ve gerçek deneyimlerden daha da uzaklaşabilir. Burada mesele tableti tamamen yasaklamak değil; tabletin çocuğun duygusal düzenleyicisi haline gelmesini engellemektir.
Bu tablo çoğu zaman kalıcı bir sorun değildir. Ancak küçük ve tutarlı bazı değişikliklere ihtiyaç vardır. Çocuğun her isteğinin hemen karşılanmaması, kaybetmesine küçük dozlarda izin verilmesi, bağımsızlık alanlarının desteklenmesi ve oyun dışı sosyal alanların açılması bu sürecin önemli adımlarıdır. En önemlisi ise çocuğu hemen rahatlatmak yerine, onun hayal kırıklığına bir süre dayanabileceğine güvenmektir.
Çocuğu güçlendirmek, onu sertleştirmek anlamına gelmez. Güçlenmek; üzülse bile toparlanabileceğini, kaybetse bile değerini kaybetmediğini ve zorlandığında yalnız olmadığını deneyimlemektir. Bazı çocuklar zayıf değildir; yalnızca fazla korunmuştur. Ve bazen bir çocuğa verilebilecek en büyük hediye, ona her şeyi vermek değil, biraz eksik kalmasına izin vermektir. Çünkü o eksiklikler, çocuğun iç dünyasını büyütür güçlendirir.





Yorumlar