top of page

İlişki Yönetiminde "İyilik" Yanılsaması ve Sınır Kavramı: Psikolojik Bir Analiz

Adil Dünya İnancı ve İyiliğin Sınırları

İnsan ilişkileri ve sosyal dinamikler içerisinde bireylerin sıklıkla düştüğü temel bir yanılgı mevcuttur: "Ben 'iyi' bir insan olursam, dış dünyadan gelecek zararlara karşı korunmuş olurum." Psikolog Melvin Lerner tarafından literatüre kazandırılan "Adil Dünya Hipotezi", bireylerin dünyanın temelde adil olduğu ve insanların hak ettiklerini yaşadığına dair sarsılmaz bir inanç taşıdığını savunur. Bu anlayışa göre iyiler ödüllendirilmeli, kötüler ise cezalandırılmalıdır. Ancak hayatın olağan akışı göstermektedir ki; hayal kırıklıkları veya hak ihlalleri, her zaman kişinin karakter özelliklerinin bir sonucu değildir. Kişi, yaşadığı olumsuzlukları kendi "iyiliğinin" bir bedeli olarak yorumladığında, asıl odaklanması gereken öz-koruma becerisinden uzaklaşarak bir içsel sorgulama döngüsüne hapsolabilir.

Doğanın Bilgeliği: Yağmur ve Şemsiye Metaforu

Bu durumu anlamlandırmak için doğa olayları ile insan davranışları arasında nezaketli bir paralellik kurmak mümkündür. Yağmur, doğası gereği yağar ve yağarken yeryüzündeki kimsenin iyi ya da kötü oluşuna bakmaz. Gökyüzü gürlediğinde ıslananlar "hatalı insanlar" değil, sadece o an yanına "şemsiye almamış olanlardır." Buradaki "şemsiye", psikolojik bir bakış açısıyla bireyin sınırlarını temsil eder. Sınırlar, bir duvar değil; kişinin nerede bittiğini ve bir başkasının nerede başladığını belirleyen koruyucu bir tercihtir. İyilik çok kıymetli bir değerdir; ancak sağlıklı sınırlar ile desteklenmediğinde, kişiyi hayatın kaçınılmaz "yağmurlarına" karşı açıkta bırakabilir. Dolayısıyla, hayatta korunmak için sertleşmeye veya "kötü biri" olmaya gerek yoktur; sadece şemsiyeyi (sınırları) ihtiyaç duyulduğunda açacak bir farkındalık yeterlidir.

Sessizliğin Maliyeti ve İlişkisel Gerçeklik

Bireylerin yaşadığı zorluklar kadar, bu süreçlerin ardından gelişen "sessizleşme" eğilimi de dikkat çekicidir. Çoğu zaman kişi, çevresindeki insanların kendi üzüntüsünü kaldıramayacağı veya bu durumun bağlarını zedeleyeceği endişesini taşır. Bu naif düşünce, kişinin başkalarını "korumak" adına kendi hakikatinden vazgeçmesine, yaşadıklarını yumuşatmasına veya tamamen susmasına yol açabilir. Başkalarının huzurunu bozmamak adına sergilenen bu sessizlik, bireyi kendi gerçeğiyle baş başa bırakır. Oysa gerçek bir iyileşme, bir başkasını korumak için kendi sesini kısmaktan değil, sınırlarını koruyarak ve kendi gerçekliğini dürüstçe kabul ederek yeniden yola çıkabilmekten geçer.

Psikolojik Esneklik: Fırtınada Ayakta Kalma Becerisi

Tüm bu süreçlerin merkezinde, bireyin "psikolojik esneklik" kapasitesi yer alır. Psikolojik esneklik, kişinin zorlayıcı yaşam olayları karşısında katı savunmalar geliştirmek yerine, değerlerine bağlı kalarak değişen durumlara uyum sağlayabilme yetisidir. Bu yetiye sahip birey, hayatın "yağmurlu" dönemlerini bir kişilik yıkımı olarak değil, yönetilmesi gereken bir süreç olarak görür. Esneklik, ne yağmura teslim olmak ne de gökyüzüyle savaşmaktır; aksine, fırtınanın ortasında bile kendi değerlerini (iyiliğini) koruyarak, ihtiyacı olan koruma kalkanını (sınırlarını) devreye sokabilmektir. İyilik, bireyin içsel pusulasıdır; ancak o pusulanın bizi güvenli limanlara ulaştırması için sınırların rehberliğine ve değişen iklimlere uyum sağlayan esnek bir zihne ihtiyaç vardır. Kendi sınırlarını nezaketle belirleyen birey, hayatın rüzgarlarına karşı kırılmak yerine, esneyerek varlığını ve özgünlüğünü korumayı başarır.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page